El Niño Tehdidi ve İstanbul Selinin Düşündürdükleri
İstanbul'da can kayıplarına yol açan sel felaketinin ardından, küresel ölçekte beklenen ve 'Godzilla El Niño' olarak adlandırılan iklim olayının yaratabileceği riskler ile kamusal önlemlerin yetersizliği tartışılıyor.
İstanbul'da geçtiğimiz hafta etkili olan sel felaketi, konutların, iş yerlerinin ve ulaşım yollarının sular altında kalmasına neden olarak can kayıplarına yol açtı. Olay, bilimsel verilerle önceden tahmin edilebilmesine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı, önlenebilir ancak önlenememiş bir felaket tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi. İklim tehlikelerinin tespiti konusundaki kapasite artmış olsa da, bu bilginin tek başına yeterli olmadığı belirtildi. Bilimsel verilerin, güvenli konut, gelir güvencesi ve işleyen kamusal hizmetler gibi somut politikalara dönüştürülmediği sürece halkın korunmasının mümkün olmadığı vurgulandı.
BirGün'de yayınlanan habere göre, kapıda bekleyen devasa iklim olayı nedeniyle siyasi ve kamusal boyutun tartışılması gerektiği ifade edildi. Bu yılın çok şiddetli geçmesi beklenen ve 'Godzilla El Niño' olarak nitelendirilen bir El Niño yılı olacağı öngörülüyor. El Niño, ekvatoral Pasifik'in orta ve doğu kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıklarının olağan dışı artmasıyla ortaya çıkan doğal bir iklim olayı olarak tanımlanıyor. Ancak etkisinin Pasifik ile sınırlı kalmadığı, atmosfer dolaşımını değiştirerek binlerce kilometre uzaktaki yağış ve sıcaklık rejimlerini etkilediği aktarıldı. Bazı bölgelerde kuraklık ve aşırı sıcaklık riskini artırırken, bazılarında yoğun yağış ihtimalini güçlendirdiği belirtildi.
Dünya Meteoroloji Örgütü'nün mevcut El Niño olayının daha da güçleneceğini ve Şubat 2027'ye kadar süreceğini neredeyse kesin gördüğü kaydedildi. Etkilerin şiddetinin bölge ve mevsime göre değiştiği, İngiltere'de hükümetin temel ihtiyaçlar için 3-4 günlük stok yapılması yönünde uyarılarda bulunmaya başladığı hatırlatıldı. Merkez kapitalist ülkeler dahi hazırlık yaparken, asıl yıkımın eşitsizliklerin derin olduğu bölgelerde yaşanmasının beklendiği ifade edildi. Climate Impact Lab'in araştırmasına göre, Haziran 2026 ile Şubat 2027 arasındaki olağandışı koşulların normal bir yıla kıyasla yaklaşık 451 bin ek ölüme yol açabileceği hesaplandı. Bu öngörülerin kesinlik taşımasa da önlem alma zorunluluğuna işaret ettiği ve öngörülen kayıpların büyük bölümünün Küresel Güney'de yoğunlaşacağı belirtildi.
Gary Wilson'ın 'Emperyalizm, El Niño'yu kitlesel ölüme dönüştürüyor' başlıklı yazısına atıfta bulunularak, iklim olaylarının toplumsal sonuçlarının tarihsel kökenlerine dikkat çekildi. Mike Davis'in 'Geç Viktorya Dönemi Holokostları' çalışmasından yola çıkılarak, 1876-1878 dönemindeki kuraklığın kitlesel açlığa dönüşmesinde sömürge yönetiminin tercihlerinin belirleyici olduğu vurgulandı. O dönemde Hindistan'da açlık yaşanırken Britanya'ya tahıl ihracatının sürdüğü, sömürge yönetiminin ticaretin devamını ve piyasa düzenini korumayı öncelediği belirtildi. Felaketin yalnızca can kayıplarıyla sınırlı kalmadığı; hayatta kalan köylülerin topraklarını, hayvanlarını ve üretim araçlarını tefecilere ve büyük toprak sahiplerine kaptırdığı, üretimin Avrupa'ya ihracata daha bağımlı hale geldiği aktarıldı. Bugünkü Küresel Güney'deki yoksulluğun bu süreçte üretildiği, kuraklığın mevcut eşitsizlikler içinde kitlesel açlığa, mülksüzleşmeye ve bağımlılığa dönüştüğü ifade edildi.
Geçmişte sömürgecilik eliyle yaşanan mülksüzleşme sürecinin, bugün tarım politikaları üzerinden devam etme riski taşıdığı belirtildi. Yağış gecikmesi veya aşırı sıcaklıkların ürünü tarlada vurabileceği, hasat kaybının çiftçi için borç krizine, tarım işçisi için işsizliğe ve kentteki emekçi için açlığa dönüşebileceği kaydedildi. Desteklerin bu noktada kritik rol oynadığı ancak etkinin tek bir yılla sınırlı kalmayabileceği öngörüldü. Borçla ekim yapan küçük üreticinin bir kötü sezonu karşılayacak birikiminin olmayabileceği, ürün kaybının ertesi yıl üretime devam edip edemeyeceğini belirsizleştireceği ve geçimin sürekliliğini tehdit edeceği vurgulandı.
El Niño'nun önümüzdeki aylarda gündemde kalacağı, tartışmanın yalnızca sıcaklık rekorları ve yağış tahminleri etrafında dönmesinin alınması gereken kararları gölgede bırakmaması gerektiği belirtildi. Türkiye açısından hazırlığın ölçüsünün, İstanbul'daki selin de gösterdiği üzere, yayımlanan uyarı sayısının ötesine geçmesi gerektiği ifade edildi. İstanbul'da bodrum katında yaşayanların güvenliği ile kuraklık karşısındaki çiftçinin geçiminin, kaynakların hangi ihtiyaçlara ayrılacağı sorusunda buluştuğu vurgulandı.
TürkAta Haber Ajansı
Balıkesir Gündemi