İçeriğe geç
  • Dolar 49,6015
  • Euro 55,6781
  • Sterlin 66,5396
  • Bitcoin 4.072.580 ▼ %1,37

Gündem

Maden Ruhsatlarında Spekülasyon Tartışması

Maden Ruhsatlarında Spekülasyon Tartışması

Maden hukuku uzmanı Mehmet Torun, maden ruhsatlarının üretim yerine finansal spekülasyon aracı olarak kullanıldığını ve kamu yararı ilkesinden uzaklaşıldığını belirtti. Torun, ruhsat devirlerinin şeffaflık ve ekolojik denetim ilkelerine göre yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu.

Anayasa'nın 168. maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 4. maddesi gereği madenler, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu yasal çerçeve, madenlerin üzerindeki arazinin mülkiyetinden bağımsız olarak münhasıran devlete ait olduğunu ve 'milli menfaatlere uygun olarak' işletilmesi gerektiğini öngörür. Ancak güncel uygulamalarda, stratejik öneme sahip bu kaynakların ekonomiye kazandırılması yerine, şirketler arasında spekülatif birer finansal varlık veya gayrimenkul gibi el değiştirdiği gözlemlenmektedir. Ruhsatların üretim niyetinden koparak likidite aracı haline gelmesi, anayasal emanet anlayışından sapma olarak değerlendirilmektedir.

BirGün'de yayınlanan habere göre, Maden Hukuku uzmanı Mehmet Torun, mevcut sistemin yapısal paradokslar içerdiğini vurguladı. Torun, Maden Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca devredilebilir olan ruhsatların, idarenin sıkı denetimine tabi idari işlemler olduğunu hatırlattı. Ancak ruhsat bedelinin iki katı olarak belirlenen devir ücretinin, milyon dolarlık spekülatif trafiği engellemede yetersiz kaldığını belirten Torun, Kanun'un 10. maddesindeki 'beyan usulü'nün fiili yatırımları denetlemediğini ifade etti. Bu durumun, üretim amacı taşımayan ve 'çantacı' olarak nitelendirilen yapıların önünü açtığını dile getiren Torun, idarenin mali kapasite denetimlerini borç yapılandırma sürecindeki şirketler lehine esnetmesinin hukuki rejimin etkinliğini zayıflattığını savundu.

Torun, maden ruhsatlarının bilançolarda 'Gayrimaddi Duran Varlık' olarak gösterilerek şirket değerlemelerini yapay şekilde yükselttiğine dikkat çekti. Hiçbir gram cevher çıkarılmamış sahaların, 'görünür rezerv' raporlarıyla portföylerde devasa kıymetler olarak sunulduğunu belirten Torun, bu 'etkin portföy yönetimi' maskesinin gerçek üreticileri engellediğini ve spekülatörlerin elinde rehin bıraktığını öne sürdü. Son dönemde gerçekleşen bazı devirlerin, uluslararası borç sarmalında likidite aracı olarak kullanıldığını ifade eden Torun, yerli bir şirketin altın sahası ruhsatını İngiltere merkezli bir firmaya devretmesini örnek gösterdi. Söz konusu işlemde, maden çıkarma faaliyetleri bittikten sonra ruhsatın en geç bir yıl içinde yerli şirkete bedelsiz iade edileceği şartının bulunduğunu hatırlatan Torun, bunun teknik olarak devir değil, 'geçici kullanım' işlemi olduğunu belirtti.

Aynı şirketin başka bir altın sahası için aynı İngiliz firmasına yaptığı devirdeki rakamların, kaynak sömürüsünün boyutunu gözler önüne serdiğini iddia eden Torun, sahadaki 300 bin tonluk altın cevherinin teorik değerinin 38 milyon dolar olduğunu, ancak satış bedelinin 7,85 milyon dolar olarak belirlendiğini aktardı. Bu bedelin değerin yaklaşık yüzde 20'sine denk geldiğini vurgulayan Torun, yerli şirketin borç yapılandırma sürecinde olduğu bir dönemde gerçekleşen bu işlemin, kamu kaynağının holdingin likidite krizini aşmak için kullanılması anlamına geldiğini ileri sürdü. Torun, bu durumun işletme hakkının kamu yararı yerine borç kapatma amacıyla yabancı sermayeye transferi olduğunu savundu.

Şirketlerin ruhsatlar üzerinden kâr transferi yaparken, ekolojik ve sosyal risklerin kamuya yüklendiğini belirten Torun, Eylül 2026 MAPEG verilerine atıfta bulundu. Verilere göre 56 ilde toplam 22.767 hektarlık alan ruhsat ticaretine dahil edildi. Niğde-Bor'da yerleşime 250 metre, Konya-Hüyük'te Kıreli köyüne 340 metre ve Kayseri-Develi'de Zincidere köyüne 420 metre mesafede maden sahaları ilan edildiğini belirten Torun, Beyşehir Gölü'ne iki bin metre ve Vakur Göleti'ne 520 metre mesafedeki sahaların su havzalarını tehdit ettiğini vurguladı. Torun, bu ihalelerin doğanın ve halkın yaşam alanlarının ticari trafiğin teminatı haline geldiğini kanıtladığını ifade etti.

Madenlerin anayasal statüsünün şirketlerin bilanço stratejilerine kurban edilemeyecek kadar kritik olduğunu vurgulayan Torun, idari otoritenin ruhsat devirlerini kamu hizmetinin devri olarak görmesi gerektiğini belirtti. Torun, sosyal ve ekolojik maliyetleri holding bilançolarının üzerinde tutan üretim odaklı bir denetim rejiminin tesis edilmesi çağrısında bulundu. 'Madenlerin gerçek sahibi halktır' ilkesi gereği yeraltı kaynaklarının kamu yararı doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini savunan Torun, aksi takdirde kaynak sömürüsünün artarak devam edeceği uyarısında bulundu.

TürkAta Haber Ajansı
Balıkesir Gündemi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…